bir yanım sevmişti bu cesareti, bir yanım ürkmüş…

Yönlendirme tabelaları konusunda sefil halimizi bilirsiniz. hasbelkader dikilenlerinse motosiklet ışığı ile aydınlanmadıklarını hesaba katacak olursak; maruz görülür bir durumun, her şeyin maruz görüldüğü anadolunun, tam ortasında bir yerlerdeydim… Ucu muhtemelen ya eskişehir ya da konya karayoluna çıkacak bir boklu değnek gibi kıvırılıp gidiyordu yol, aydınlandığı kadarıyla…

sonra durdum….

motoru susturdum…

farları söndürdüm…

kaskımı çıkardım….

….

şehir ışıklarına alışmış gözbebeklerim, oyuncu bir kedinin gözbebekleri kadar büyümüştü muhtemelen… karanlıktı… bildik hiçbir karanlık gibi değildi…

rüzgarın başaklar arasından geçerken çıkardığı fısıltı ve börtü böceklerin hışırtıları duyuluyordu sadece… nefesimi tuttum ses etmemek için…

bir yanım sevmişti bu cesareti, bir yanım ürkmüş…

uzaktan köpek sesleri geliyordu…

“bugün günlerden ne” diye uzunca bir süre düşündüm. zamanın göreceliğinden kendimce nasibimi alır gibiydim… bir gece önce, bir otelin büyük salonunda, haftada bir düzenlenen tango gecesine katılmamış olsam, bugünün pazar olduğunu bilemeyecektim belki de…

hafifçe bir yükselti bulup çıksam, kafama yıldızlar çarpacak sandım…

çişim geldi… motoru çalıştırdım… boklu değnek boyunca vızıldayarak medeniyet adına kurulmuş şehrin içine doğru kayboldum…

9ağustos2015, ankaramotor